28 Mayıs 2014 Çarşamba

TÜMER DİYOR Kİ: İnsanlar musibet ve belaları kendi elleriyle hazırlarlar.

TÜMER DİYOR Kİ:
İnsanlar musibet ve belaları kendi elleriyle hazırlarlar.
Son zamanlarda felâketlerle, felâketlerin verdiği acı ve ızdıraplarla dolu günler geçiriyoruz.
Bilinçlenmemiş toplumlar, kendi geleceklerinin planlarını yapamazlar.
Gerçekleri herkesin görebilmesi mümkün değildir.
Nedeni ise araştırma ve soruşturma yapamadıklarındandır.
Fakir olan kişiler, yoksulluklarını nasıl giderebileceklerini düşüneceklerine, Allah’a sığınarak, Allahtan yardım beklerler.
Ya da; zenginlerin kendilerine yapacakları yardımlarla geçinmeye çalışırlar.
Siyasi iktidarlar da bunu çok iyi kullanır ve fakir halka, bilhassa seçim zamanlarında yağ, şeker, kömür gibi değişik şeyler vererek kandırır ve oylarını alırlar.
Bazı kişiler, Soma’da olduğu gibi zavallı insanların sırtından milyonlar kazanıp, son derece
Lüks hayat yaşarken, zavallı işçiler yerin dibinde karalar içerisinde bir lokma ekmeğin mücadelesini verirler.
Bir kaza neticesinde de toprağın altında hayatlarını kaybederek, öbür tarafa göçüp giderler.
“Kader” denir. “Kadere karşı gelinmez, her insan kaderini yaşar” derler.
Günahkâr mıdır ki bu insanlar acı ve ızdırap içersinde bu dünyada yaşamlarını sürdürürler.
Milyonlarla oynayan insanlar Allahın sevgili kulları mıdır ki, bu dünyada müreffeh hayat yaşarlar?
İnsanlar, gerçekleri göremez ve kendi hakkını, hukukunu savunamaz ve koruyamazsa her zaman birileri tarafından suiistimal edilmeye mahkûmdurlar.
Eflatun’un dediği gibi; “Musibetler Allah’ın oku, hedef ise insandır.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Dünya dar-ül meşakkattir.” Buyurarak, dünyada rahat, huzur ve gerçek saadetin olmadığını vurgulamışlardır.
MUSİBET VE BELALARIN SEBEBİ NEDİR? 


Geçmişimize şöyle bir baktığımızda toplumların hangi kötü insanların ellerinde zulümler içerisinde yaşadıklarını görürüz.
Zalimleri, firavunları, katilleri, canileri, hırsızları, vicdansızları, bozguncuları toplumlar kendi elleriyle yetiştirirler.
Toplumun duyarsızlığı, ilgisizliği, bana neciliği, görevlerini ihmal etmesi sonucu kötülükler çoğalır ve toplum çöker.
Allah hiçbir topluma ısmarlama zalim, firavun, katil, cani, vicdansız, hırsız ve bozguncu vermez. Allah 
koruyucu ve esirgeyicidir.
Musibet ve belaları insan ve toplumlar kendi elleriyle hazırlarlar.
Başlarına bu kabil insanlar geldiğinde de pişman olurlar ama iş işten geçmiştir.
Atatürk Diyor ki:
“Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık sayılamaz.
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. 

Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevi, hususi ve resmi hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. 
Bence bu millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir.
Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim.
 Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.
Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.
Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.
Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” 
Atatürk, tam bağımsız olmayan milletlerin başkalarının kölesi olmaya mahkûm olacağını vurgulamıştır.
Bugün tam bağımsız mıyız?
Egemenlik milletin elinde midir?
Yoksa iç ve dış düşmanların baskısı altında özgürlüğümüz elimizden mi alınıyor?
Uyan be milletim, uyan. Senin önünde iki ışık var.
Birincisi, Kuranı-Kerim ve Peygamberimiz.
İkincisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri ve düşünceleri…
Bunları çok iyi okumalı ve anlamalıyız.
27.05.2014

19 Mayıs 2014 Pazartesi

TÜMER DİYOR Kİ: "EN SON VE EN BÜYÜK RÜTBE VATANDAŞ OLMAKTIR!..."

TÜMER DİYOR Kİ:
VATANDAŞ
Mustafa Nevruz SINACI

KAYSERİ'DE
EN SON VE EN BÜYÜK RÜTBE "VATANDAŞ" OLMAKTIR!...
 Zekeriya TÜMER
İnsanlar, Devlet kademelerinde görev aldıklarında, bulundukları mevkiinin hep aynı kalacağını zannederler.
Görevler birileri tarafından verilir ve birileri tarafından da alınır.
Her ne olursan ol. Hangi görevde bulunursan bulun, her şeyin bir sonu vardır.
Başbakan olabilirsin, Cumhurbaşkanı olabilirsin, Bakan, Milletvekili, Müsteşar, General olabilirsin.
Hepsinin son bulacağı bir zaman gelir ve sen en üst rütbeye gelirsin de bu rütbenin en son ve en üst olduğunu anlayamazsın.
Çünkü şu an ki bulunduğun görev senin başını döndürmüştür.
Burada sizlere kıssadan hisse bir hikâye anlatmak istiyorum.
 Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali.
Vakti zamanında bir kasabaya Tuğgeneral rütbesinde bir paşa ziyarete gelir.
Kasabanın tek caddesinin bir köşesinden Kasabaya girer.
Paşayı gören esnaf, paşanın önünde eğilir, selam verir ve "buyurun paşam, bir çayımızı, kahvemizi için" diye ikramda bulunmak isterler.
Paşa "sağ olun" diye sohbet ederek yürümesini sürdürür.
 Memnundur Paşa herkesin önünde eğilip selam vermesine.
Yürürken sokağın ortasına oturmuş, nevalesini açmış yemeğini yiyen bir vatandaşın önüne gelir.
Yerde oturan Bektaşi hiç istifini bozmaz, ayağa kalkmaz, selam vermez.
 Buna sinirlenen paşa, hemen geri adımını atar ve adamın önünde dikilir.
Sorar Bektaşi'ye. "Be adam beni tanımadın mı, neden ayağa kalkıp selam vermiyorsun" der.
 Adamcağız şöyle kafasını kaldırır ve "siz kimsiniz" der.
Paşa, "tanımadın mı ben paşayım" der.
 Adam, olabilir, rütbeniz ne diye sorar.
Paşa, "Tuğgeneralim" diye cevap verir.
Adam devam eder, “ ee sonra ne olacaksın.”
 Paşa, sinirlenir ve ne olacağım, Tümgeneral der.
 Adam, “ee daha sonra,” der. Paşa saymaya başlar. Korgeneral, Orgeneral, olacağım der.
Bektaşi,” eee paşam, en son rütben ne olacak onu bana söyle, “der.
Paşa çıldırır, sinirlenir, “be hey adam, ne ola cam, en son emekli olup vatandaş ola cam,” der.
Bektaşi ısrarla sorar, “yani en son rütben vatandaş olman mı,” der.
 Paşa da “evet, en son emekli ola cam vatandaş ola cam,” der. Anladın mı diye de sorar.
Bektaşi hiç istifini bozmadan paşaya kafasını kaldırır ve şöyle hitap eder: "Paşa paşa, daha sen tuğgeneralsin, sonra tümgeneral, sonra korgeneral, sonra orgeneral olacaksın, en sonunda da vatandaş rütbesine geleceksin. Senin önünde o kadar çok sene var ki, vatandaş olabilmen için, ben ise daha senin yıllar sonra erişeceğin rütbedeyim, ben şu an vatandaşım, ben senden büyüğüm, ben sana değil sen bana selam vermelisin" der.
Paşa şaşırır ve “valla doğru söylüyorsun,” der, tak asker selamını verir ve uzaklaşır.
Bunu bizi yönetenlere, vatandaşa gaz sıkanlara, Halkı tekmeleyenlere, Tokat atanlara, dediğim dedik, astığım astık, benden büyük kimse yok diye böbürlenenlere atfediyorum.
Hangi görevde, hangi rütbede olursanız olun, neticede en son geleceğiniz nokta vatandaş olmaktır.
Neticede vatandaş olacaksınız, bunu unutmayın. En büyük rütbe budur.
 Bizler de devlete yıllarca hizmet ettik. Şimdi neredeyiz. Vatandaşız.
 Sizde olacaksınız.
Devletin omurgasını oluşturan kurumlarda görev yapanlar, sonunda emekli olup vatandaş olacaklarını unutmamalı.
Şu an ki görevleri vatandaşa hizmet etmektir, vatandaşa çile çektirmek, eziyet etmek değildir.
Vatandaşı korumaları ve adaletli davranmaları gerekir.
En büyük rütbe vatandaş olmaktır.
Demek ki; İlk önce en büyük rütbeye sahip olan vatandaşa selam vermek ve saygı göstermek gerek.
Yalan mı?

20.05.2014

15 Mayıs 2014 Perşembe

TÜMER DİYOR Kİ: "ACI DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR"

TÜMER DİYOR Kİ!..
ACI DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR
Soma'da, acıların en büyüğü yaşandı...
Eşini, çocuklarını kimseye muhtaç etmemek için, yerin 2 bin metre altında çalışarak para kazanmak isteyen Madencilerimize Allahtan Rahmet, geride bıraktıkları eşlerine, çocuklarına, anne ve babaları ile akrabalarına sabır diliyoruz.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez, sloganı aklıma geliyor.
İçimden Madenciler ölmez, madenlerimiz yabancılara satılmaz, diye bir slogan da benim aklıma geliyor.
Kim ölmez, öldü be kardeşim, öldüler.
Dünyanın en zor mesleklerinden biri Maden’de çalışmak.
Yerin dibine iniyorsun.
 Zaten, orada çalışmaya giderken, içinde canlı canlı mezara girme hissi uyanır insanda.
Yerin altına inerken, ölümü göze alarak iniyorsun.
 Aldığın ücret peki değiyor mu, bu kadar büyük risk altında çalışmaya?
Sen Madenci kardeşim, sen o yerin dibinde canını feda ederek çalışırken, elin adamı yerin üstünde rüşvet alarak, sahtekârlık yaparak, milleti ve devleti dolandırarak milyonları götürüyor.
 Birde bunlar utanmadan kendilerini dünyanın en namuslu insanları gibi savunurlar.
Sen Madenci kardeşim, senin mekânın İnşallah cennettir. Öyle olduğunu da sanıyorum.
Sen, ölümle her an karşı karşıya mücadele ederek, alnının gerçek teri ile helal lokma yedin, yedirdin.
Sen cennetlik olmayacaksın da namussuzlukla para kazananlar mı olacak!
Üzülme sen Madenci kardeşim. Geride, sensiz yaşayacak bir eş, minik yavrular, anneni, babanı, kardeşini bıraktın. Onlar senin acın ile ölünceye kadar yanacaklar. Ama sen onlara şan ve şöhret bıraktın. Haramla kazanılan mal, mülk bırakmadın. Namuslu ve ahlaklı, faziletli bir yaşamının hatıralarını bıraktın.
Üzülme sen Madenci kardeşim. Sizlerin sayesinde 3 gün ülkede yas ilan edildi. Sizler 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını kutlayamadınız ama bizlerde sizlerin sayesinde kutlayamayacağız.
Size üzülen devletimiz, 19 Mayıs Bayramını iptal etti. Yas tutuyoruz sevgili Madencim, Yas.
Sizler toprağın altında gömülürken, o tertemiz ruhlarınızın, yerin dibinden süzülerek göğe yükseldiğini hissediyorum.
Yukardan sizler için yapılan çalışmaları ve telaşları belki gülerek, belki de ağlayarak seyrediyorsunuz.
Bizim kaderimiz buymuş, diyorsunuz.
Sen sevgili Madenci kardeşim, senin kaderin madenci olmakmış ta, seni orada çalıştıranlar, senin sırtından milyonlar kazanırken, senin hayatını çok garanti altına almamışlar gibi geliyor bana.
Şimdi madenci kardeşim, İnşallah seni çalıştıran ve senin sırtından milyonlar kazanan şirket ailene gereken tazminatı öder.
Devlet gereken yardımı yapar. Eşini, çocuklarını kimseye muhtaç etmeden yaşamaları için gereken tedbirleri alır.
Zaten, siz Madenciler, emekli olsanız bile, ömrünüz diğer işlerde çalışanlar kadar uzun olmuyor. Ciğerleriniz de vücudunuzun değişik yerlerinde hastalıklar meydana çıkıyor.
Dünyanın en tehlikeli ve en zor işini yapıyorsunuz.
Tertemiz, hak edilen bir para kazanıyorsunuz.
Üzülme sen Madenci kardeşim, üzülme.
Senin ölümüne sebep olanlar üzülsün.
Sen ölmedin, sen kalbimizde yaşayacaksın, seni hep anacağız, unutmayacağız.
Sen şehitsin.
Şehitler ölmezmiş.
Mekânınız cennet olsun Madenci kardeşlerimiz.
Allah geride bıraktıklarınıza da sabır versin.
15.05.2014

3 Mayıs 2014 Cumartesi

TÜMER DİYOR Kİ: "Türkler Ermenilerin kökünü kazımışlar, hadi canım sende!.."

TÜMER DİYOR Kİ:
Türkler Ermeni’lerin kökünü kazımışlar, hadi canım sende!
Bugünlerde gene gündemden düşmemeye başladı Ermeni Soykırımı iddiaları.
Neymiş efendim; Türkler Ermenilerin kökünü kazımışlar. Hadi canım sende.
Şu soruyu ne Devlet büyükleri ne de Televizyondaki tartışmacılar hiç sormuyorlar.
Birinci Dünya harbi başladığında, bütün Batı devletleri Osmanlı’nın soyunu kurutmak için harekete geçmediler mi?
Üstellik Osmanlı Devleti üzerinde yaşayanlar, öz be öz Türk evlatlarıydı.
Osman Bey adındaki bir zatı muhteremin kurduğu Türk Devletine Osmanlı İmparatorluğu adı verilmişti.
Bu topraklar üzerinde yaşayan nesil ise öz be öz Türk vatandaşları idi.
Türklerden intikam almak için bütün güçleriniz ile üzerimize saldırmadınız mı?
Eğer Çanakkale geçilseydi, ne olacaktı halimiz.
Türklerin soyunu kurutmayacak mı idiniz?
Harp esnasında ölüm vardır, kan vardır, gözyaşı vardır.
Adı üstünde harp ediyorsun. Galip gelenler sevinir, mağlup olanlar yerinir.
Biz Türk milleti, başka ülkelerin üzerinde savaşmadık. Kendi topraklarımızı ve kendi benliğimizi, namusumuzu, şerefimizi kurtarmak için savaştık.
Daha önceleri, bu topraklar üzerinde kardeş kardeş yaşayan Ermeni-Rum ve diğer azınlıklar, bu savaş esnasında neden birbirlerine düşman oldular.
Türkler mi istedi, bu düşmanlığı?
Hayır.
Türk yurdu düşman işgali altına girdiğinde, düşmanla birlik ve beraberlik yapanlar Ermeni ve Rumlar değil miydi?
Elbette bunların hepsini aynı kategoriye koyamazsın. Elbette hepsi bu düşmanlığı ve çirkinliği sergilemediler. Türklerle kardeş gibi yaşamanın ne zevkli olduğunu bilenler, yapmadılar. Ancak, aynı bir Abdullah Öcalan gibi birisinin ortaya çıkarak, tüm Kürt kardeşlerimizi kışkırtarak, birçoğunu kendi saflarına çektiği gibi, o dönemde de Ermeni ve Rum çeteciler, birçok kişileri yanlarına çektiler ve Düşmanla iş birliği yaparak, masum Türkleri katletmeye ve Türk yurduna hâkim olmaya çalışmadılar mı?
Bunları kim inkâr edebilir?
Elbetteki bu düşmanca davranışlar, iki toplum arasında birbirlerine karşı kin ve nefret hislerinin artmasına ve düşman bir tavır takınılmasına sebebiyet vermiştir.
Türklerin kahramanlığı ve Allaha sığınarak, ülkelerini ve yurtlarını savunmaları neticesinde kazandıkları Mustafa Kemal Önderliğindeki zaferleri, düşmanlarını korkuttu ve beraber yaşadıkları topraklar üzerinden birçoğunun göç etmesine sebebiyet verdi.
Eğer tersi olsa idi ve bizler savaşı kaybetse idik. Ermeniler işgal ettikleri topraklar üzerinde bir tek Türk bırakacaklar mı idi?
Asıl soy kırımı onlar yapacaklardı. Kıbrıs’ta bunun örneklerini görmedik mi?
208 Türk'ün yaşadığı Lefkoşe'nin Mathiati köyündeki vahşet,
Gibbons'un Ayvasıl (Ayios Vasilios) köyü katliamı, Muratağa, Sandallar ve Atlılar Katliamı.
Bir İngiliz askeri, Kıbrıs'ta Yunanlılar tarafından öldürülmüş Türklere bakarken görülüyor. (Solda)
Öldürülen Türklerin gömüldüğü toplu mezardan bir görüntü. (Altta)
Kafkaslarda Ahıska Türklerine uygulanan, Kırım Türklerine uygulanan soykırımlara ne demeli.
Daha  dün dağlık Karabağ’da Ermeni zulmü ve hocalı katliamını yapanlar, binlerce masum Azeri kardeşlerimizi kadın, çocuk demeden vahşice katledenler Ermeni’ler değil mi? (25-26 Şubat 1992)
Resim ermeni katliamı ile ilgili...
Bırakın beyler, bırakın, bu geçmişteki safsata işleri.
Buyurun gelin, beraberce kardeş kardeş yaşayalım.
Türkün soyunda asalet vardır, hoş görü vardır, insanlık vardır.
Bizler her zaman bağrımızı yabancı insanlara açmışızdır. 500 yıl kardeşçe yaşadığımızı ispatladık, gene ispatlarız.
Bu topraklar hepimize yeter.
Çalışmak istiyorsan, üretken olmak istiyorsan, Türkiye Cumhuriyeti Toprakları üzerinde bizlerle gene kardeşçe yaşayabilirsiniz.
Kaçıp giden biz değiliz.
Savaşta, kaybedenler elbette geri çekilecekler ve korkarak kaçacaklardır. Bunlar her zaman olmuştur ve olacaktır.
Türkler, bugün Yunanistan’da ezilmiyorlar mı? Balkanlarda asimile edilme çalışmaları yapılmadı mı?
Haçlı seferleri ile Türkleri ve Türk yurtlarını yok etme çabalarını sizlerin ataları göstermediler mi?
Geçmiş geçmişte kalmıştır.
Kan davası güdülerek bir yerlere varılamaz.
Bu topraklar üzerinde kimsenin soyu kırılmadı.
Savaşın özelliği öldürmektir. Güçlü olan karşısındakini ezer.
Bizleri ezmeye, yok etmeye, tarihten silmeye çalışanlar, Türk milletinin gücü karşısında kaçıp gittiler. Çünkü biz vatanımızı koruduk. Onlar ise bizi yok etmeye vatanımızı almaya geldiler.
Ataları ve kökü bu topraklarda olduğunu iddia edenler, düşmanla işbirliği yapacaklarına, topraklarını savunsalardı, düşmanla savaşsaydılar, Türk Milleti ile beraber olsalardı, Türk milletini arkadan hançerlemeselerdi, halen bu topraklarda yaşıyor olurlardı.
Diplomatlarımızı öldürmediniz mi?
Devamlı Türk Milletine düşmanca davranacaksınız, sonra da ikide bir kalkıp temcit pilavı gibi Türkler bizden özür dilesin diyeceksiniz. Özür dilemesi gereken birisi varsa o da siz Ermeni’lerdir.
Atalarımız, hata yaptı, sizlere ihanet etti, diye, Siz Türk Milletinden özür dileyin.
Geçmişi devamlı irdeleyerekten bir yerlere varamazsınız.
Bu düşmanca tutum ve davranışlarınıza devam ederseniz;
Türkün hoşgörüsünü, sabrını taşırır ve milliyetçi duygularını kabartırsınız.
Başka bir işe yaramaz bu yaptıklarınız.
Türk milleti asildir, Türk milleti sabırlıdır, Türk milleti cesurdur. Bunu unutmayın.
03.05.2014